YİZDA

Yeditepe Üniversitesi İlaç ve Zehir Bilgi - Danışma Birimi

 


         DUYURULAR

 

 

SÜTE MİKOTOKSİN BULAŞMASI

Yrd. Doç. Dr. Hande SİPAHİ
Yeditepe Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi, Farmasötik Toksikoloji A.D.

Mikotoksinler bazı mantar türleri tarafından oluşturulan gıda kirleticileridir.  Gıda maddelerinde üreyebilen ve günlük yaşantıda çok sık maruz kalınan küflerin ve özellikle de bunların oluşturdukları toksik metabolitleri içeren gıdaların yenmesi, insan ve hayvan sağlığı için potansiyel risk oluşturmaktadır.

Kötü hasat uygulamaları, yanlış depolama, taşıma ve pazarlama esnasında uygun olmayan koşullar mantarın üremesine katkı sağlar ve mikotoksin oluşma riskini artırabilir. Mikotoksinler daha çok yer fıstığı, kurutulmuş meyve, fındık, baharat ve hububat gibi bazı gıda maddeleri üzerinde çoğalırlar.   

Mikotoksinlere maruz kalma daha çok yenme yoluyla olsa da deri yoluyla ve solunumla da gerçekleşir. Mikotoksine maruz kalmaya bağlı olarak gelişen hastalık “mikotoksikoz” olarak adlandırılır. Mikotoksikozun semptomları mikotoksin türüne, maruz kalma miktarına ve süresine, bireyin yaşına, sağlık durumuna ve cinsiyetine göre değişmektedir. 

En iyi bilinen mikotoksin türleri aflatoksinlerdir. Aflatoxin B1 ve aflatoksin B2 ile kontamine yemlerle beslenen ineklerin sütünde rastlanan ve ana moleküle benzer fakat daha az biyolojik etki gösteren bileşikler aflatoksin M1 ve aflatoksin M2 olarak adlandırılmışlardır. Pastörizasyona dayanıklı olduğu için peynir, yoğurt ve kaymak gibi ürünlere bulaşırlar. Aflatoksin M1 insan sütünden de izole edilmiştir. Aflatoksinlerin toksik ve karsinojenik etkileri deney hayvanlarında gösterilmiştir ve Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) tarafından Grup 1 karsinojen (insanda kanser yapıcı) olarak sınıflandırılmıştır. Aflatoksin M1 ise Grup 2B karsinojen (insanda kanser oluşturması mümkün) olarak sınıflandırılmıştır. Epidemiological çalışmalar aflatoksinler ve karaciğer kanseri arasında güçlü bir korelasyon olduğunu göstermektedir.

Süte bulunabilecek mikotoksinlerden biri de ochratoxin A (OTA)’dır. OTA hububat, tahıl ürünleri, kahve, üzüm, üzüm suyu, şarap, kakao, bira, et, süt ve süt ürünleri dâhil olmak üzere pek çok gıda içinde saptanmıştır. OTA esas olarak Penicillium verrucosum tarafından ve bazı Aspergillus türleri tarafından üretilir. Nefrotoksik etkilerinden dolayı IARC tarafından Grup 2B karsinojeni olarak sınıflandırılmıştır. Yüksek doz OTA böbrek ağırlığı, idrar hacmi, kan üre azotu, idrar glukoz ve proteinüri artışına yol açarak böbrek fonksiyonu ve morfolojisini büyük ölçüde etkilemektedir. OTA aynı zamanda ölümcül insan böbrek hastalığı olan Balkan Endemik nefropatisi ile de ilişkilendirilmektedir. Güçlü bir immünotoksin, genotoksin, mutajen ve teratojendir.

Türkiye’de süt ve süt ürünlerinde yapılan bazı çalışmalarda, limit üstü mikotoksin düzeyleri bulunmuştur. Sağlık otoriteleri tarafından süt ürünlerinde  ve özellikle de  bebek mamalarına mikotoksin bulaşması kontrol edilmelidir.

Birçok uluslararası kuruluş mikotoksinlerin limit düzenlemelerine bir standardizasyon getirmeye çalışmaktadır. Bu toksinler günümüzde halk sağlığını tehdit etmenin yanı sıra ekonomide de ciddi kayıplara neden olmaktadır. Sütteki mikotoksini sütün içerdiği besleyici bileşenlere zarar vermeden uzaklaştıracak veya etkisiz hale getirecek bir yöntem henüz bilinmemektedir. Oluşan mikotoksini uzaklaştırmak zor olduğu  için mikotoksinleri kontrol etmenin en iyi yolu oluşmasını önlemektir. Etkili kontrol için, iyi tarım uygulamalarına, tarım ürünlerinin saklama koşullarına ve tarladan sofraya gelene kadar her aşamaya özen gösterilmesi gerekmektedir.

KAYNAKLAR

  1. Baydar T, Erkekoglu P, Sipahi H, Sahin G. Aflatoxin B1, M1 and ochratoxin A levels in infant formulae and baby foods marketed in Ankara, Turkey. Journal of  Food and Drug Analysis, Vol. 15, No. 1, 2007. 89-92.
  2. Peraica M., Radic B, Lucic A, Pavlovic M. Toxic effects of mycotoxins in humans. Bulletin of the World Health Organization, 1999, 77.
  3. Erkekoglu P, Baydar T, Sahin G. Special Focus on Mycotoxin Contamination in Baby Foods: Their Presence and Regulations. FABAD J. Pharm. Sci., 33, 51–66, 2008. 
  4. Atasayar Sabuncuoğlu S, Baydar T, Giray B, Şahin G. Mycotoxins: Toxic effects, degradations, prevention of the occurrence, and decreasing of the harmful effects. Hacettepe Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi Dergisi Cilt 28 / Sayı 1 / 2008 / 63-92.
  5. http://www.afro.who.int/index.php?option=com_docman&task=doc_download&gid=1717&ItemId=2111 Mycotoxins. Fact Sheet 5.
  6. AFRO Food Safety Newsletter World Health Organization Food Safety (FOS) July 2006. Issue No 2. 
  7. www.who.int/entity/foodsafety/publications/capacity/en/2.pdf Foodborne hazards. Basic Food Safety for Health Workers.
  8. Heperkan D. The Importance of mycotoxins and A brief history of mycotoxin studies in Turkey. The Bulletin of the Istanbul Technical University Vol 54, No 4 .
  9. Girgin G, Başaran N, Şahin G. Dünyada ve Türkiyede insan sağlığını tehdit eden mikotoksinler. Türk Hij Den Biyol Derg 2001 Cilt 58, No 3, S : 97 – 118. 

İstanbul İlinde Bulunan Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezleri

 

2001 Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi
İkbaliye Mah. Uzun Çayır Yolu Cad.Ali Dayı İş MerkeziNo:13/3 KADIKÖY İstanbul
Telefon : 0216 428 18 89

Altıntepe Kızılay Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi
Cihadiye Cad.No:40 Küçükyalı Altıntepe MALTEPE İstanbul
Telefon : 0216 489 55 06

Derya Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi
Nuhkuyu Cad.No:32/1 Zeynep Kamil ÜSKÜDAR İstanbul
Telefon : 0216 651 58 58

GATA Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi
Tıbbiye Cad.Haydarpaşa ÜSKÜDAR İstanbul
Telefon : 0216 542 20 20

Hipermer Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi
Sıracevizler Cad. Esen Sok.No:6/16 ŞİŞLİ İstanbul
Telefon : 0212 368 84 74

Hipermer Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi
İzzettin Çalışlar Cad.Hami Batasun Apt.No:42/2 BAHÇELİEVLER İstanbul
Telefon: 0212 644 90 99 

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp fakültesi Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi
Çapa-FATİH İstanbul
Telefon : 0212 531 26 25

Med-Ok Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi
Arpa Emini Mah.Tatlıpınar Cad.No:7/1-2 FATİH İstanbul
Telefon : 0212 635 82 55

Oksimer Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi
Haseki Cad.No:26/1 FATİH İstanbul
Telefon : 0212 632 71 71

Özel İstanbul Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi
Talatpaşa Mah.Aydoğan Cad.No:2 KAĞITHANE İstanbul
Telefon : 0212 222 20 94

Özel İstanbul Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi
Talatpaşa Mah.Aydoğan Cad.No:2 KAĞITHANE İstanbul
Telefon: 0212 222 20 94 

Özel Oksipol Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi
Sahray-ı Cedit Mahallesi Derya Sok.No:11/A KADIKÖY İstanbul
Telefon : 0216 360 13 60

Özel Vatan Hastanesi Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi
Vatan Caddesi Adnan Menderes Bulvarı No:19 Aksaray FATİH İstanbul
Telefon : 0212 534 86 00

 

Çatapat zehirlenmesi hakkında açıklama:

Çatapat olarak bilinen yanıcı ve patlayıcı maddeler, Bakanlar Kurulunun 14/08/21987 tarih ve 87/12028 numara ile yayınlanan ve değişik tarihlerde ekleme ve düzenlemeler yapılan “Tekel Dışı Bırakılan Patlayıcı Maddelerle Av Malzemesi Ve Benzerlerinin Üretimi, İthali, Taşınması, Saklanması, Depolanması, Satışı, Kullanılması, Yok Edilmesi, Denetlenmesi Usul Ve Esaslarına İlişkin Tüzük” kapsamında “Adi fırfır maytapları, çiçek yağmuru saçan maytaplar, ispanyol maytapları, şenlik mumları gibi klorat ve fosfor karışımıyla üretilen patlayıcı oyuncak malzemeler” sınıfında yer almaktadır. Bu tanımlamdan da anlaşılacağı üzere bu tür patlayıcı oyuncak malzemelerinde klorat ve fosfor bulunmaktadır. Bu patlayıcı maddelerin yanlışlıkla çocuklar tarafından yenilmesinde ölüme kadar uzanan çok ciddi zehirlenmeler görülmektedir.

İçeriğinde bulunan fosfor aslında canlı yaşamı için vücutta bulunması zorunlu olan bir mineraldir. Vücuttaki dengesi hormonlarla ve böbrekler vasıtasıyla sağlanır. Ancak bilerek veya yanlışlıkla fazla miktarda alınması insanlar ve hayvanlar için son derece zehirli olmaktadır. Ortalama 70 kg ağırlığındaki bir insanda ağız yoluyla yaklaşık 70 mg fosfor öldürücü olmaktadır.

Ticari olarak beyaz fosfor, sarı fosfor veya kırmızı fosfor şeklinde bulunmakta ve çeşitli patlayıcı malzeme, gübre ve fare/sıçan zehiri üretiminde kullanılmaktadır.

Fosfor, sarımsak kokusunda, havayla temas ettiğinde beyaz bir duman ve yeşile yakın renkte bir ışık oluşturarak yanmaya başlayan bir maddedir. Bu özelliği nedeniyle zehirlenmiş bir kişinin kusmuk ve dışkısında sarımsak kokusu ve beyaz bir duman görülmesi fosfor zehirlenmesi olduğunu düşündürür.

Deri yoluyla, solunum yoluyla veya mide-bağırsak kanalından alınan fosfor kolaylıkla kana karışır. Kana karışan fosfor başlıca mide-bağırsak kanalında, karaciğerde, böbreklerde, kemiklerde, kalp-damar sisteminde ve merkezi sinir sisteminde zararlı etkilere neden olur. Fosfor, temas ettiği her türlü yüzeyde ısı ve kimyasal yanıklara yol açar. Kana karışan fosfor ise hücre zehiridir ve organlardaki hücrelerin ölmesine neden olarak organların hasar görmesine ve iflasına neden olur.

Akut olarak fazla miktarda alınan fosforla zehirlenmede başlıca üç aşama görülür. Birinci aşamada, boğaz ve midede ağrılı bir yanma hissedilir. Nefes, kusmuk ve dışkıda karakteristik sarımsak kokusu duyulur. Dışkıda ve kusmukta duman görülür. Ciddi zehirlenmede şok ve ölüm görülür. İkinci aşamada, belirtiler kaybolur ve hastanın iyileşmeye başladığı görülür. Bu safha bir kaç gün sürebilir. Üçüncü aşamada, bulantı, kusma ve diyare tekrar görülür. Bu aşamada kan, karaciğer ve böbrek hasarı belirtileri görülmeye başlar. Karaciğer büyümesi ve hassasiyeti, sarılık, idrar azalması, kan işeme, hiç idrara çıkamama, deride yanma ve kanama, kanda pıhtılaşma bozukluğu ve kalp durması görülür. Merkezi sinir sistemini etkileyerek nöbet geçirmeye ve komaya yol açar. Tedavi edilemediği takdirde de 4 ila 8 gün içinde ölüm meydana gelir.

 

Prof.Dr. Ahmet AYDIN

Yeditepe Üniversitesi,

Eczacılık Fakültesi,

Farmasötik Toksikoloji A.D.

 

 

PARABENLERİN GÜVENLİLİK DEĞERLENDİRMESİ
Prof.Dr. Ahmet AYDIN
Yeditepe Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi, Farmasötik Toksikoloji A.D.
Parabenler olarak adlandırılan kimyasal madde grubunu, p-hidroksibenzoik asit ve p-hidroksibenzoik asidin metil, etil, butil ve propil ile yaptığı esterler ile bunların sodyum tuzları oluşturmaktadır. 
p-hidroksi benzoik asit, metil p-hidroksibenzoik asit, etil p-hidroksi benzoik asit, butil p-hidroksibenzoik asit, propil p-hidroksibenzoik asit ve bunların sodyum tuzları gıda maddelerinde, ilaçlarda ve kozmetik ürünlerde mikrop üremesini önlemek amacıyla koruyucu olarak kullanılmaktadırlar.
Parabenlerin insanlar için düşük toksisite potansiyeline sahip olması ve etkili bir antibakteriyel ve antifungal aktivite göstermesi, ürünlerde koruyucu olarak kullanılan maddeler arasında en çok tercih edilmelerine neden olmuştur.
Bu maddelerin kullanımı 76/768/EEC numaralı Avrupa Birliği Kozmetik Direktifinde belirlenmiş ve bitmiş kozmetik ürünlerde koruyucu olarak tek bir tür paraben kullanılacaksa en çok %0.4, birkaç paraben karışım halinde kullanılacaksa %0.8’e kadar kullanılmasına izin verilmiştir. Farmasötik ürünlerde ise genellikle %0.25 konsantrasyona kadar kullanılmaktadır.

Parabenlerin güvenliliklerinin değerlendirilmesi için değişik zamanlarda Avrupa Birliğinin yetkili otoritelerince risk değerlendirmeleri yapılmıştır.

Avrupa Komisyonu Gıda Maddeleri Bilimsel Komitesinin (The Scientific Committee on Food (SCF), SCF 1994) 1994 yılı risk değerlendirmesi:
Komitenin 1994 yılında yapmış olduğu bu risk değerlendirmesinde,  in vitro ve in vivo mutajenite testlerinde metil, propil ve butil parabenlerin genotoksisite göstermediği, butil parabenin farelerde kanser oluşturmadığı değerlendirilmiştir.
Sıçanlara %10 oranında etil paraben içeren diyetle yapılan üreme toksisitesi ve teratojenite araştırmalarında üreme performansı üzerine olumsuz bir etki görülmemiştir. Ancak kesin olarak ispatlanmasa da fötüs üzerinde bazı anomalilere yol açtığı ve bu nedenle teratojenite çalışmalarının yenilenmesine ihtiyaç olduğu bildirilmiştir.
Yapılan emilim, metabolizma ve eliminasyon çalışmalarında metil, etil ve propil parabenlerin iyi bir şekilde vücut tarafından emildiği, oldukça fazla miktarda (yaklaşık %99 oranında) ester bağının hidrolizi ile metabolize olduğu ve idrarla atıldığı bildirilmiştir.
Özellikle propil ve butil parabenle yapılan bazı özel çalışmalarda, sıçanların besinleri depoladıkları midelerinden önceki ön bölgede (insanlarda böyle bir anatomik yapı yoktur) hücre bölünmesinin artmış olduğu bildirilmiştir.
Bu değerlendirme sonucunda bilimsel komite metil, etil, propil parabenler ve bunların sodyum tuzları için 10 mg/kg’lık bir geçici günlük alım limiti (ADI) belirlemiştir. Geçici olmasının  nedeni de yukarıda bahsedilen fötüs üzerindeki olası etkilerin ve sıçan mide ön bölmesindeki hücre çoğalmasını açıklayıcı ilave çalışmaların gerekmesidir.

Avrupa Gıda Güvenliği Resmi Otoritesinin (The European Food Safety Authority (EFSA)), 2004 yılı risk değerlendirmesi:
EFSA’nın 2004 yılında yapmış olduğu risk değerlendirmesinde, metil parabenle yapılan yeni çalışmalarda tavşanda günlük 300 mg/kg vücut ağırlığı dozunun ve kemiricilerde 550 mg/kg vücut ağırlığı dozunun gelişme toksisitesine (fötüs üzerinde herhangi bir toksisiteye) yol açmadığı bildirilmiştir.
Sıçan ön mide bölmesindeki hücre bölünmesinin artmasıyla ilgili olumsuz durumun da sadece belirtilen limitlerin üstünde görülebileceğini ve bu miktarlara da insanda ulaşılamayacağı değerlendirilmiştir.
Parabenlerin östrojenik aktivitesinin araştırıldığı fare ve sıçanlarda yapılan in vio çalışmalarda metil, etil ve propil parabenin böyle bir etkisinin olmadığı bildirilmiştir. Buna karşılık butil ve izobutil parabenin östrojenik aktivite gösterdiği belirtilmiştir. Metil ve etil parabenin genç erkek sıçanlarda günlük 1000 mg/kg dozda uygulanmasıyla cinsiyet hormonlarına ve üreme organlarına bir etkisi olmamıştır. Buna karşılık propil paraben, sperm yapımını bozmuş, testosteron düzeyini düşürmüş ve sperm sayısını azaltmıştır.
Sonuç olarak EFSA bu değerlendirmesinde metil ve etil paraben için belirlenen 10 mg/kg’lık ADI değerinin uygun olduğunu, ancak propil paraben için bu değerin uygun olmadığını bildirmiştir.

Avrupa Komisyonu Tüketici Ürünleri Bilimsel Komitesinin (EC SCIENTIFIC COMMITTEE ON CONSUMER PRODUCTS (SCCP)) 2005 yılı risk değerlendirmesi:
Bilimsel komite, 2005 yılında yapmış olduğu risk değerlendirmesinde sıçanlar, köpekler ve fareler üzerinde yapılmış akut, subakut ve kronik toksisite çalışmalarına göre parabenlerin toksik, karsinojenik, genotoksik ve teratojenik olmadığı değerlendirilmiş ve tüm esterler için ADI değerinin 10 mg/kg  olduğu kabul edilmiştir.
Bu değerlendirmede parabenlerin dokularda birikmediği ve ester bağının kırılarak yoğun bir biçimde metabolize olduğu değerlendirilmiştir.
Parabenlerin östrojenik aktivitesi ile ilgili yapılan in vitro çalışmalar sonucunda parabenlerin östrojen reseptörlerine bağlandığı ve bu reseptörle kontrol edilen genleri aktive ettiği bildirilmiştir. Östrojenik aktivitenin ester yan zincirinin büyüklüğü ile paralel olarak arttığı bildirilmiştir. En düşük aktivite metil en yüksek aktivite ise izobutil parabende görülmüştür. Ancak tüm paraben türlerinde de bu aktivite doğal östrojen olan 17ß-estradiolün aktivitesinin 1.000 ila 1.000.000 katı kadar daha düşük olduğu bildirilmiştir. Metabolitleri olan p-hidroksibenzoik asitte ise bir östrojenik aktivite görülmemiştir.
Östrojenik aktivite ile ilgili kemiricilerde yapılan in vivo  çalışmalarda da östrojenik aktivite görülmüş, ancak yine  17ß-estradiolün aktivitesinden çok düşük olarak bulunmuştur. Ancak metabolit olan p-hidroksibenzoik asitle ilgili in vivo sonuçlar çelişkili bulunmuş, bir çalışma östrojenik aktivitesi yok, diğer bir çalışma ise 17ß-estradiolün aktivitesinin1.000 katı kadar düşük düzeyde bir aktivite bildirmiştir.
Erkek üreme sistemine etkilerinin değerlendirildiği çalışmalara göre butil parabenin günlük 10 mg/kg dozunda uygulandığı Wistar sıçanlarda erkek üreme sistemine olumsuz etkileri gösterilmiştir. Erkek üreme sistemine olan toksik etkiler, anne karnında değişik dozlarda parabenlere maruz bırakılan erkek sıçanlarda da görülmüştür.
Propil parabenle Wistar sıçanlarda yapılan çalışmalarda da günlük 100 mg/kg dozun butil parabene benzer şekilde erkek üreme sistemini etkilediği bildirilmiştir.
Metil ve etil parabenle yapılan çalışmalarda ise günlük 1.000 mg/kg dozlarda erkek üreme sistemine olumsuz bir etki görülmemiştir.
Butil paraben ile yapılan başka bir çalışmada sıçanlarda günlük 1.000 mg/kg dozlarda herhangi bir gelişme toksisitesi bulgusuna rastlanılmamıştır.
Sonuç olarak, bu değerlendirme ile  metil ve etil paraben için belirlenen 10 mg/kg’lık ADI değerinin uygun olduğu ve belirlenen limitlerde kullanıldığında herhangi bir riskin söz konusu olmadığı bildirilmiştir. Propil parabenle yapılan çalışmalarla erkek üreme sistemine etkisi ile ilgili elde edilen yeni bilgilerden sonra net olarak bir ADI değerinin belirlenemeyeceği değerlendirilmiştir. Bununla birlikte butil paraben için bildirilen 2 mg/kg lık bir ADI değerinin en azından propil paraben için de uygulanabileceği bildirilmiştir. Gelişme toksisitesi çalışmaları sonucunda butil parabenin güçlü bir östrojenik aktivitesi olmadığı değerlendirilmiştir. Bütün bu sonuçlarla endüstrinin propil ve butil parabenle ile ilgili çalışmalara devam etmesinin gerektiği sonucuna varılmıştır.

Komitenin 2006 ve 2008 yılı risk değerlendirmesinde de yukarıdaki bilgilerle ilgili bir değişikliğin olmadığı ve propil ve butil paraben için kesin bir ADI değerinin belirlenemediği bildirilmiştir.

Avrupa Komisyonu Tüketici Ürünleri Bilimsel Komitesinin kozmetik ürünler-meme kanseri ilişkisiyle ilgili 2005 yılı risk değerlendirmesi:

Paraben içeren kozmetik ürün kullanımı ile meme kanseri arasındaki ilişkinin değerlendirildiği 2005 yılı bilimsel komite raporunda, o zamanki mevcut bilgiler ışığında paraben kullanımı ile meme kanseri arasında bir ilişkiyi ortaya koyacak herhangi bir bulgu elde edilemediği, halen de bu ilişkiyi ortaya koyacak güvenilir bir veri de olmadığı bildirilmiştir.

Avrupa Komisyonu Tüketici Güvenliği Bilimsel Komitesinin (EC SCIENTIFIC COMMITTEE ON CONSUMER SAFETY (SCCS)) 2011 yılı risk değerlendirmesi:

Meme kanseri riski: Bilimsel komitenin 2011 yılı değerlendirmesinde meme kanseri gelişimi ile kozmetiklerde kullanılan paraben arasında bir ilişkiyi ortaya koyabilecek henüz yeterli delillerin olmadığı değerlendirilmiştir.

Estrojenik/antiandrojenik aktivite: Komite, parabenlerin östrojenik/antiandrojenik özellikleriyle ilgili olarak etkilenmenin önceki tarihlerde yapılan değerlendirmelerde olduğu gibi ancak günlük 1000 mg/kg gibi oldukça yüksek dozlarda görülebileceği, butil paraben için daha önce de bildirilen günlük 2 mg/kg’lık bir NOEL değerinin uygun olacağı, ancak izobutil, propil, benzil veya fenil paraben için ise NOEL değerini belirlemeye yetecek verinin olmadığı değerlendirilmiştir.

Deriden emilim çalışmaları: In vitro deriden emilim çalışmalarında, uzun zincirli parabenlerin deriden emilim ve metabolizmalarında sıçanlar ve insanlar arasında önemli farkların olduğu bulunmuştur. Tam bir insan derisinin kullanıldığı in vitro deriden emilim çalışmasında metil ve butil parabenlerin tamamına yakınının metabolize olduğu; çatlak veya bütünlüğü bozulmuş deriden ise bir miktar butil parabenin metabolize olmadan geçebildiği gösterilmiştir. Ancak bu sonuçların bilimsel kalitesinin yeteri kadar iyi olmadığı ve mevcut veriler ışığında butil paraben için %3.7’lik bir deriden emilimin olabileceği öngörülmüştür.
In vivo deriden emilim çalışmalarında butil parabenin hormon seviyelerine  önemli bir etkisinin olmadığı, diğer parabenler için ise bu tür bir verinin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

Diğer toksikokinetik veriler: İlave toksikokinetik verilere göre, kısa, orta ve uzun yan zincirli parabenlerin sıçanlara oral veya subkütan tek doz uygulanmasından sonra hızla emildiği ve elimine edildiği bildirilmiştir. Deri yoluyla uygulamadan sonra ise %15-27 arasındaki bir miktarın deriden emildiği ve hızla elimine edildiği bildirilmiştir. Yapılan kan analizlerinde sadece metabolit olan parahidroksi benzoik asit bulunmuştur.
Gönüllü insanlarda paraben içeren kozmetiklerle yapılmış in vivo farmakokinetik verilerin olmadığı bildirilmiştir.
İdrar, serum veya seminal plazmada parabenlerin varlığını araştıran insan biyoizleme çalışmalarında parabenlerin bu sıvılarda bulunduğu gösterilmiş, sıçan çalışmalarının aksine parabenlerin tamamının metabolit olan parahidroksi benzoik aside hidroliz olmadığı, bir miktar parabenin de vücutta bulunabileceği gösterilmiştir.

Değerlendirme sonucu: Komite bu değerlendirmesinde sonuç olarak,
Parabenlerin östrojenik aktivitesinin yan zincir uzunluk ve dallanmasının artmasıyla arttığı, ancak bu durumda bile pozitif kontrol olarak kullanılan maddelere göre 3-6 kat daha az bir etkinliğin olduğu;
Eldeki verilerle butil ve propil paraben için üreme sistemine toksik etkiyle ilgili olarak bir NOEL değerinin tespit edilemeyeceği,
Deriden emilim çalışmaları için yeterince ve çok net veriler olmaması nedeniyle butil parabenin deriden %3.7 oranında emildiğinin kabul edilmesi gerektiği, bu değerden hareketle kozmetik ürünlerde %0.4 derişime kadar kullanılan butil ve propil paraben için güvenlik aralığı değerinin (Margin of Safety, MoS) 47 olarak hesaplandığı,
Veri yetersizliği nedeniyle butil ve propil parabenler için günlük 2 mg/kg’lık NOEL değerinin kullanılmaya devam etmesinin gerektiği,
Bu bilgiler ışığında bitmiş kozmetik ürünlerde butil veya propil parabenin tek tek veya karışım halinde ise her birinin toplamının en fazla % 0.19 oranında kullanılmasının tüketici güvenli için faydalı olacağı,
Metil ve etil parabenler için daha önceki raporlarda bildirilen miktarlarda kullanılmalarının herhangi bir risk oluşturmayacağı,
Propil ve butil parabenler için yapılan tüm değerlendirmelerin iki yeni koruyucu olarak bildirilen benzil ve pentil parabenler için de aynı olduğu değerlendirilmiştir.

Avrupa İlaç Ajansının (European Medicines Agency) 31 Mayıs 2010 tarihli değerlendirmesi:

Koruyucu maddelerle ilgili olarak Avrupa İlaç Ajansının (European Medicines Agency) 31 Mayıs 2010 tarihinde yapmış olduğu değerlendirmede metil ve etil parabenler için 10 mg/kg’ lık günlük alınmasına izin verilen miktarın güvenli kullanım için uygun olduğu, ancak propil paraben ile ilgili olarak hayvan çalışmalarında elde edilen gelişme üzerindeki olumsuz etkiler ve erkek üreme sistemi üzerindeki istenmeyen etkiler  nedeniyle yenidoğan,  bebek ve çok küçük çocuklarda kullanılan ilaç formülasyonlarında propil parabenin kullanılmaması gerektiği bildirilmiştir.

Sonuç olarak, tüm bu değerlendirmeler dikkate alındığında üstün koruyucu özellikleri nedeniyle parabenlerden vazgeçmenin mümkün olamayacağı, etil ve metil parabenlerin günümüz verileri doğrultusunda belirtilen limitler dahilinde kullanılmasının bir sorun teşkil etmeyeceği, ancak propil paraben ve diğer parabenlerin kullanımında özellikle yenidoğan, bebek ve çok küçük çocuklarda kullanılan ilaç ve diğer formülasyonlarda kullanılmaması ile ilgili insiyatif geliştirmenin uygun olacağı, paraben kullanımı ile meme kanseri gelişimi arasında bir ilişkinin olmadığı söylenebilir. Bilgisi yeterli olmayan parabenlerle ilgili kontrollü ve güvenilir toksikolojik çalışmalara devam edilmesi faydalı olacaktır.

Kaynaklar:

  1. EC The Scientific Committee for Food (SCF), Reports of the Scientific Committee for Food, Opinion on p-hydroxybenzoic acid alkyl esters and their sodium salts expressed on 25 February 1994
  2. The European Food Safety Authority (EFSA), Opinion of the Scientific Panel on Food Additives, Flavourings, Processing Aids and Materials in Contact with Food on a Request from the Commission related to para hydroxybenzoates (E214-219), Question number EFAS-Q-2004-063. adopted on 13 July 2004, The EFSA Journal 83, 1-26 (2004).
  3. EC The Scientific Committee onConsumer Products (SCCP), Extended Opinion on the Safety Evaluation of Parabens, Adopted by the SCCP by written procedure on 28 January 2005.
  4. EC Scientific Committee on Consumer Products (SCCP), Extended Opinion on Parabens, Underarm cosmetics and breast cancer, Adopted by the SCCP by written procedure on 28 January 2005.
  5. EC Scientific Committee on Consumer Products (SCCP), Opinion on Parabens COLIPA N° P82, Adopted by the SCCP during the 9th plenary meeting of 10 October 2006.
  6. EC Scientific Committee on Consumer Safety (SCCS), Opinion on Parabens COLIPA N° P82, The SCCS adopted this opinion at its 9th plenary on 14 December 2010
  7. Piotr Kozarewicz, PRESERVATIVES Are they safe? European Medicines Agency, 31 May 2010.
  8. Martindale, The Complete Drug Reference, 36th Edition, Pharmaceutical Press 2009.